3 Ekim 2009 Cumartesi

MİLLİYET BLOG NEREYE GİDİYOR ?

Milliyet Blog nereye gidiyor? Yani yerinde durmadığını ve bence kötü bir yere doğru gitmekten olduğunu artık daha iyi anlıyorum. Ece Temelkuran, Milliyet’te yazarken, onu eleştiren yazım, yaklaşık bir ay boyunca denetimde beklemişti ve sonra birden yayınlanmıştı ve sezmiştim ki Ece Temelkuran, başka yere gidiyor. Sonraki aylarda gördüm ki Habertürk’te… Yani sezgilerim güçlüdür, yoksa düşüncelerim özgün olmazdı.


Bir süre önce, Milliyet Blog yazarlarına, mailler gönderildi; ‘’Milliyet Blog’da değişiklik önerilerinizi bildirir misiniz?’’ diye… Sandım ki gerçekçi, içten, bilimsel arayış önerisiydi bu ve çokça öneride bulundum.


Ama ‘’ Batan gemi terk edilir '', sözü boşuna değilmiş. Sanıyorum ki blogçulardan istenilen , ‘’ uygulanır’’ öneriler, Milliyet Blog’u bilimsel, ciddi, kültürel, özgür, özgün, yaratıcı, ezber bozucu bir ortam değil; çocuk yuvası yazıları gibi cicili bicili Milliyet Blog yazısına uygun olacak biçimde magazin, cinsellik, çay partisi, gır gır, boş muhabbet, geyik muhabbeti, eğlence, suya sabuna dokunmayacaksın, türü bir ortam yapmak.


Farkındasınızdır ki sabah, Milliyet Blog’da ilk yayınlanan yazılar, bir süredir, şiir , gırgır, eğlence, cinsellik ve magazin yazıları ağırlıklı… Editörden öneriler köşesine baktığımızda göreceğimiz yazılar ciddi yazılar olmaktan çok magazin, eğlence, keyif yazıları.


‘’Sevimli fare ‘’ adlı, yazmak için aylarca, bir fındık faresi ailesiyle yaşadığım masalı bile önce ‘’ Bu hikaye sana değil başkasına ait’’ , diye, Nobel edebiyat uzmanı tavrıyla geri çevirmişti editörler. Doğal ki bu tavrı; kendime ve Türk Ulusu’na büyük hakaret saydım çünkü sen ve Türk’ler kim ki böyle bir şey yazabileceksiniz, demekti bu, benim kültürümde.

Sonra ‘’ Meni kokulu kadınlar’’, adlı öyküm yayınlandıktan beş dk sonra yayından alındı ve itiraz ettim hemen ve yeniden yayına koydular; gerekçe, formatta hata olmuş. Oysa bugün kadar yazmış olduğum 170 yazıda hiç format hatası olmamıştı ve o öyküm de gördüğüm kadar, doğal durumdaydı. Sonra; bazı şehit ailelerinin, madalya törenlerinde ağlayıp bayılmalarını eleştiren, bir şehit ailesi gibi , bir Müslüman gibi davranmalarını öneren yazım, rencide olduğu gibi garip bir gerekçeyle yayından kaldırıldı. Sonra, kaybolan çocuklarla ilgili, masumca bir yazım olan '' Çocuklardan önce büyükler kaybolur'', adlı yazım bile saçma sapan, gülünç, uyduruk bir nedenle geri çevrildi, yayınlanmadı; yayınlatıncaya kadar göbeğim çatladı.. Sonra; ‘’ Yeni polis örgütü kurulmalı’’ adlı yazım, ‘’Bir kitleyi hedef aldığı’’ gibi garip bir gerekçeyle yayınlanmadı… En son da; ‘’ Melekler pedli olmaz’’ adlı; dinlerin yanlış yaşanılmasını eleştiren bilimsel ve felsefel yazım, ‘’ rencide edici’’ diye yayınlanmadı…


Oysa bir blog gördüm, yakın zamanda. Bebeğini emziren çıplak bir anne. Ve bebeğin ağzındaki memesinin, renkli halka kısmından başka meme ucu sapının bir kısmı da görülmekte. Binlerce, bebek emziren kadın resminden böylesi özenle seçilmiş belli ki…


Bir blog gördüm; yalnızca bir tümce: ‘’ İkinci kadın ya da ikinci erkek olmak ister misiniz?’’ gibi…Yazının altı bomboş….


Abuk subuk bloglar var doldu blog… ‘’ Bu Pazar, doğum günüm var, gelir misiniz? Tel:…..’’ diyen bir bayan…


Abuk subuk ve belli sanatçıları ve siyasileri hedef alan, rencide eden sözde mizah blogları gördüm her gün…


Çıplak kadın resimli bloglar gördüm her gün… Edepsizce…


Milliyet Blog sanki, ölümcül bir hastalığa yakalanıp çok az yaşam süresi kalmış genç kızına, avunması, mutlu olması, eğlenmesi için; bir gazete sahibi babasınca kurulmuş bir yer gibi… Magazin, cinsellik, eğlence, yozluk, gönül eğlendirme serbest; ezber bozmak, çağı ve ülkeyi değiştirecek düşünceler yazmak yasak…


Editörler bir yazımı ‘’ Rencide edici’’ diye geri çeviriyorlar; nedenini soruyorum; ‘’ Yayın politikamıza uygun değil’’, diyorlar! Bu kadar keyfilik göstergesi olur mu! Rencide etmek ne demek desem bilmezler. Tututrmuşlar bir rencide etmek sözcüğü, gidiyorlar...


İddia ediyorum; Ece Temelkuran da, Ahmet Altan da bu blogda yazılarını yayınlatamazlar; rencide edici diye. Eğer yayınlanırlarsa da ne kadar çok taraf tutulduğu ve Milliyet Blog’un bizleri adam yerine koymadığı da ortaya çıkmış olur…


Cüneyt Arkın ‘’ Recep İvedik’i beğenenlere psikoterapi lazım’’ demiş. Ben böyle bir yazı yazsaydım, burada yayınlanmazdı, rencide edici diye. Çünkü ‘’ Kolbastı oynayanlara psikoterapi lazım’’ dediğim blog ‘’ Rencide edici olduğu için’’ yayınlanmamıştı. Bunca özgür bir internet ortamında, Milliyet Blog’da diktatörlük estirilmektedir…Milliyet Blog sanki internetin ‘’Orta Çağı’’dır… Bir köşe yazarı ‘’ Yargıda rezalet’’ adlı bir köşe yazısı yazmış. O yazıyı burada yayınlatamazdı; ‘’ Yargıyı hedef alıyor ve rencide edici’’ diye..


Bizlerden öneri isteniyordu. İşte en önemli önerim: Editörler değiştirilsin, yerlerine, hukuk bilen , bilimsel, yansız ve en az 40 yaşında editörler alınsın öncelikle… Yoksa burada en önemli blogumuz ya ‘’Falan kadın sanatçı, ağda yaptırdı’’ ya da ‘’Bu hafta sonu çay içmeye gidelim’’, olur…


Ben demiştim; bir internet sitesini değiştirmek genelde kötü sonuçlanır, eski halini aratır diye…Genelde bir iş yerinin değişime uğraması, el değiştirmiş olması da demek anlamına gelebiliyor. Çünkü bu ülkede her değişiklik garip ki bir çöküşün başlangıcı oluyor…


Editörler isimleriyle, eğitim durumlarıyla, zevkleriyle ve resimleriyle bir köşede yayınlansınlar ki suyun başında kimler var bilelim. Ve editörler, red ettikleri blogların, nerelerini red ettiklerini de açıkça belirtmeliler, ‘’ Ben öyle istiyorum’’ havasına girmemeliler…

Aklıma şu da gelmiyor değil artık, bunca şeyden sonra: '' Acaba editörler, blogçuları kıskanıyorlar mı?''.... Çünkü yazılarımı öyle hukuk dışı, uyduruk, keyfi, mantıksız, gerçek dışı gerekçelerle geri çeviriyorlar ki....Bir de başka garip şeyler de oldu: Editörler, yazdığım itiraz bloglarından bazılarını, ''Red edilen bloglar'' bölümünden bile yok etmişler, silmişler... Neyden korkuyorlar acaba? Korkuyorlar çünkü yaptıkları keyfi, hukuk dışı, mantık dışı redlerin görülmesini istemiyorlar... Aylar önce gördüğüm bir başka garip şey de şu oldu: Bir blogumun yine keyfi bir nedenle yayınlanmaması üzerine , red edilen blogumun altına itiraz gerekçemi belirtmiş ve yeniden editörlere göndermiştim. İlginç bir şey oldu: O blogum, altındaki itiraz yazımla birlikte, Milliyet ile ilgisiz, başka bir blog sitesinde yayındaydı! O, yalnızca editörlerle benim aramdaki gizli blog , Milliyet Blog'dan dışarı nasıl çıkmıştı?


Ya da Milliyet Blog’a son önerim: Milliyet Magazin Blog, yazsın buraya ki biz de ciddi bir yer değilmiş, diye girmeyip güzelim yazılarımızı yazıp heba etmeyelim…


Necdet Gürçiftçi

Bir Türk bilgesi(Hem de inadına)

2010-nisan